Altın Kitaplar
5üzerinden5
Kitap, 36
yaşında başarılı bir beyin cerrahı olan Paul’ün, emeklerinin karşılığını almayı
beklerken öğrendiği gerçekle (kanser teşhisiyle) yüzleşiyor ve ölümle burun
buruna gelişini biz okuyuculara anlatmaya çalışıyor. Baştan söylemem gerekir
ki, ölümü duyunca bir trajediyle karşılaşacağımı düşünmüş ve kitabı öyle elime
almıştım. Ne kadar yanıldığımı anlamam fazla uzun sürmedi.
Anlatım
Paul’ün ağzından gerçekleşiyor. Yer yer kendi hayatında yer eden kitaplara ve
yazarlara değinmeyi de ihmal etmezken bir yandan da insanın hayata bakış
açısını sorgulamasının kapılarını aralıyor. İngiliz edebiyatını okurken tezi
için kullandığı Whitman’ın yazısından ilham alarak asıl merak ettiği soruların
cevaplarına ulaşmak için zorlu ve uzun bir yolculuk için kollarını sıvar. Tıp eğitimine başlamasıyla birlikte bizlere
tıp literatüründen “kadavra”(ya da daha doğru bir ifadeyle donör/bağışçı) gibi
birçok terimle tanışmamıza da vesile olur. Bu nedenle kimi zaman makale okur
gibi hissetsem de Paul’ün bahsettiği o çarpıcı vakalar birer hayat dersi gibi
yüzüme vurur.
Kitabı okurken sık sık Paul ile
karşılıklı oturmuşuz ve hayat hikayesini dinliyormuş gibi hissettim. Sanki
kitabı kapatsam, Paul’ü oturduğumuz masa başında bırakıp gidecek ve ona
saygısızlık edecekmişim gibi geldi. Karşımda başarılı bir doktor vardı ve
mesleğini en iyi şekilde icra etmeye çalışırken, doktorluğu neden seçtiğini ve
ölümü kendisine sık sık hatırlatması gerekiyordu.
Size
hayatı doktor gözlükleriyle sorgulatan, bir nefeste bitecek bir hikaye.
Bunun
özyaşam öyküsünden çok, roman olmasını ve Paul’ün bu kitabın okuyucusu olmasını
isterdim.
İçinde
kaybolduğunuz koca bir hayat, nasıl geçtiğini anlamadığınız zamanlar silsilesi
ve kendinizi bir anda bulduğunuz “hasta” sıfatı.
1 günde okuyup bitirdiğim, elimden bırakmayı
istemediğim bu kitabı yazan Paul’e ve onun en büyük destekçisi olduğunu Paul’ün
her satırından hissettiğim Lucy’e ve sevgili mutluluk kaynakları Cady’e
sevgilerimle…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder